Mary and Max filminin konusunu, özetini, oyuncularını, teknik bilgisini ve yorumunu yazımızda bulabilirsiniz.

Fragman

Bu Filmi İzlemek İçin Tıklayın




Teknik Bilgi

Vizyon Tarihi :

Yönetmen :

Oyuncular : , , , , , ,

Tür : , ,

Yapım Yılı - Yeri : -

IMDB :  

Tanıtım

Mary and Max, yazarı ve Avustralyalı yönetmeni Adam Elliot'un ilk uzun metrajlı stop motion filmi. Hatta tek uzun metrajlı filmi. Adam Elliot filmlerine bir göz atmak gerekirse: 1996-Human Behavioural Case Studies, 1996-Uncle, 1999-Cousin 2000-Brother teyze, baldız, yeğen gidiyor işte... 2003-Harvie Krumpet, 2009-Mary and Max, 2015-Ernie Biscuit. Altta yazar yorumu kısmında Adam Elliot, stop motion, Harvie Krumpet ve tabiki Mary and Max hakkında fazlasıyla detaya ineceğiz. Kısaca burada filmin konusunu anlatmak gerekirse...
Mary Daisy Dinkle sekiz yaşındadır. Alnındaki kaka rengi doğum lekesi, çilli yanakları ve kocaman çerçeveli siyah gözlükleriyle oldukça sevimli bir kızdır. Avustralya'da kenar mahallelerin birinde tek katlı bakımsız küçük bahçeli bir evde anne babası ve bir tavukla yaşar. Evlerinin karşısında agorafobisi yani dışarıya çıkma korkusu olan yaşlı bir adam oturmaktadır. Mary bu adamın postalarını ona götürerek, posta dağıtımı yaparak, patateslerden kolye yapıp satarak para kazanır. Birde yakışıklı, saf bir Yunan karşı komşuları vardır, Damien. Annesi Vera Lorraine Dinkle ise sürekli sherry içen, radyoda maç dinlemeyi seven bir kadındır. Dumanlı ortamlarda saçlarında sürekli bigudilerle genellikle yatarak yaşar. Süper marketlerden vb. yerlerden bir şeyler çalarak geçinir. Babası da ölü kuşların içini doldurup koleksiyon yapan varla yok arasında bir adamdır. Oldukça sorumsuz bu ailenin içinde kendi çikolata kahverengisi dünyasında yaşamaya çalışan Mary'nin hiç arkadaşı yoktur. Mary'nin tek sevdiği şey Nobletler ve tavuğudur. Noblet bir çizgi dizidir küçük küçük karakterler vardır. Mary onları sever çünkü " Nobletler kahverengidir, çaydanlıkta yaşarlar ve bir sürü arkadaşları vardır. Mary için bundan daha güzel bir şey olamaz. " Bu replikten de anlaşılacağı üzere filmde bir anlatıcı var. Bu nedenle karakterler üzerinde çok durmamaya çalışıyorum aslında. Son olarak kabaca Max Jerry Horovitz'de New York'da bir apartmanda yaşayan hayatı siyah beyaz bir bulanıklık içerisinde bunalımla geçen, kırk dört yaşında, obez ve ruhsal problemleri olan bir adamdır. Hiç arkadaşı yoktur. Aşk hakkında hiç bir şey bilmez. Savaş gazisidir. Birçok farklı ve enteresan işlerde çalışmış fakat hiçbir zaman insanları anlayıp aralarına karışamamıştır. Çikolatalı sandviç'le beslenir. Nobletleri çok sever. Ve hiç ağzıyla gülemez. Mary tesadüfen postanedeki defterden kopardığı adrese koca çirkin bir yazıyla mektup yazıp yollar. Kime gidecek, yanıt gelecek mi bilmeden... Max'de yazar. Mary'de. Max'de... Mary ve Max mektuplarıyla birlikte yalnızlıklarını ve içindeki birikmiş sevgiyi de paylaşmışlar ve birbirlerinden kopamaz hale gelmişlerdir. Ne yazık ki zamanla Mary'nin üniversiteye gidip Max'in ruhsal hastalığı üzerine araştırmalar yazıp onu anlatan bir kitap yazması ve Max'in bunu iyi karşılamaması gibi aralarında ufak tefek anlaşmazlıklar çıkmaya başlayınca ikisi de depresyona girmiştir. Böylece Mary ve Max'in hayatta tutunacakları tek şeyin dostlukları olduğunu ve onsuz nasıl boşlukta asılı kaldıklarını görüyoruz. Gözyaşlarınızı tutamayacaksınız. Fakat inanın ki bu filmi izlemeden yaşamak bir duygunuzun eksik olması gibi izledikten sonra beni anlayacağınıza eminim. Tavsiyem şu ki karanlık dünyasında beyninin içinden size gülümseyen Max'iniz ya da gökyüzünde ay gibi parlak bir doğum lekesiyle çikolata satan bir Mary'niz varsa onu asla kaybetmeyin çünkü onlardan başka dünyada kimse yok sizin için. Bu filmi de onunla izleyin. Eğer yoksa da sakın ha buna üzülmeyin önce kendinizi sevin... Bu arada film Adam Elliot'un kendi mektup arkadaşıyla başından geçen olayların biraz absürtleştirilmiş halidir. Yapımı beş yıl sürmüştür. Bir saat otuz iki dakika sevgiler, güzel seyirler.



Yazar Yorumu

Merhaba hoşgeldin. Tam on iki yıl önce bugün YouTube, üç PayPal çalışanı tarafından kurulmuştur. You bildiğiniz üzere sen anlamına gelmektedir. Tube ise tüp, boru, metro, iç lastik, tünel, katot lambası... Fakat YouTube'daki Tube kelimesi Cathode ray tube yani televizyon tüpünden geliyor. Laf YouTube'a gelmişken girip arama bölümüne bir Harvie Krumpet yazmanızı öneririm. Harvie Krumpet yirmi üç dakikalık bir kısa film. On dokuz ödül ve bir Oskar ödülü kazandı ayrıca. Yazarı ve yönetmeni sevgili Adam Elliot. Kocaman parlak bir yüzü ve kafası olan kafasında da saçı olmayan bir adam. Çok sevimli gözükmesi bir yana asıl o kafanın içine bir bakındığınızda göreceğiniz dünya bambaşka. ''Some are born great. Some achieve greatness. Some have greatness thrust upon them... and than... there are others... (Kimileri önemli doğar. Kimileri önem kazanır. Kimileriyse önemli işler yaparak öne geçerler. Ve birde... diğerleri vardır.)'' İşte tam bu animasyonlarda diğerleri için... Hepimiz birer barkodlu ruh hastası değil miyiz? Örneği dostum veriyor. Bir gün yine Umut Sarıkaya'yla oturup çay içiyoruz Rahmi Koç falan da yanımızda da neyse bunun bir önemi yok. Diyor ''Lan ne değişik canlılarız. Bir kumaşın üç yerine delikler açıp birinden kafamızı çıkarıp konuşuyoruz. Kaplumbağa da değiliz ne yapıyoruz neden tişörtlerin içindeyiz.'' Bundan sonra akıl hastahanesine alındı. Naber dergisi o yüzden çıkmıyor beklemeyin siz boşuna. Değişik değişik düşündü gene değişik diye ben düşünerek evime giderken yolda bir asfalt gördüm, sonra gözlerimin önüne petrolün distile edilişi geldi. Neden biz asfalt yapıyoruz onunla dünyayı kaplıyoruz diye sordum kendime. Şaşırdım dedim acaba dev gibi uzaylıların elması mı dünya ve okula giderken annesi ona asfaltülyum folyoyla sarıp elma mı veriyor? Derken gözlerime bir ışık girdi. Yansımıyor da direk göz bebeğimdeki o boşluğun içine girip kayboldu. Enteresan bir şey. Bana araba çarpmış uzun süre hastahanede kaldım. Umut'un değişik olmadığını o gün anladım. Değişik olan insanlardı. Deli olanlar. Hapsedilmesi ve dikkatle izlenmesi gereken tehlikeli yaratıklar. Ne mi anlatıyorum ben DİĞERLERİ''ni. Adam Elliot'un kafasını anlamadan siz yalnızca iki üç hamurun kıpırdanışını, yemek yiyişini, mektup yazışını görürsünüz bu filmlerden. Fakat ötesi? O hamurdan da yoğun duyguların içinizi sarması ne hoş. Değinmek istediğim bir diğer konu Stop motion denilen bu teknik. Durağan hareket mi oluyor çevirisi ne çok absürt değil mi. Kukla ve oyun hamuru gibi üç boyutlu durağan objeleri hareket ettirmek. Bir nevi canlandırmak. Dodohando, koyun shaun gibi ne güzel. Ya da Tim Burton animasyonlarından aşinayız. Tim Burton şuanda elli sekiz yaşında, Adam Elliot kırk beş yaşında üstat George Lucas tam yetmiş iki yaşında ve onlar hala bir çocuk gibiler. ''Çocuk gibiler'' neden bir iltifat olarak algılanmaz ki. Çünkü yetişkinlerin bunu böyle algılayabilecek kadar hür bir beyinleri yoktur. Çocuklar ise sınırsız hayal gücünün verdiği bir özgürlükle hareket ederler. Bu koskoca adamlar ellerindeki oyuncakları hala sımsıkı tutuyor. Ne kadar Lucas biraz satmış olsa da. Kısacası küçük prens gibi bir film Mary and Max. Yetişkinler için değil. Çocuk olabilmeyi başarabilenler için. Bu yapaylıkta, insanın artan bencilliği ve sonuç olarak doğan büyük yalnızlık ortamında rekabetten hırstan başka bir şey seçemiyorum. Parayla işleyen bir sistem, para için çalışan makineleşmiş insanlar, boş düşünce balonları, boş mektuplar... İnsanlığınız ve bedeniniz Mary ve max'in ayrılmış yollardan birbirine kavuşamama sahnesi gibi. Stop motion değil slow motion. Hatta o kadar yavaş ve durağan ki insanlığımıza sanki hiç kavuşamayacakmışız gibi... Filmle bağlantılarını açıklayamayacak kadar yoruldum. Sadece bu kadar güzel bir filmi saflıkla izlemenizi istedim. Ancak böyle o her şeyden öte insani duyguyu, sevgiyi dostluğun şuanda uğraştığınız her şeyden özel olduğunu anlayabileceksiniz. İşte tam o an yollarınız kesişecek, renkleriniz ruhlarınızla birlikte tüm ekrana dağılıp karışacak... Ve her seferinde bu güzel rüyadan uyandığınızda, yine Max yanınızda elinde Faces kitabını tutup gülümseyerek yatıyor olacak. P.s:Tanıtım ve yorum sonu çok benzer oldu bu hoşuma gitmedi. P.s.s:Earl Grey demek gerçekten çok eğlenceli. ''Örğll Greyy!''

Filmden Kareler

Mary ve Max (Mary and Max)
Senaryo8.2
Oyunculuk8.1
Akıcılık8.3
Efekt7.9
8.110 Üzerinden
Okuyucu Oylaması: (1 Oy)
8.5

Paylaşmak Güzeldir ...

Yazar Hakkında

Yorumlar

  1. Mert

    Bir kere detay ve özetin oldukça şaşaalı. En çok merak ettiğimde Mary ve Max’in ayrı ayrı kadraj kontrastıydı onu da filmden kareler kısmında görsellendirmişsin, eline sağlık. Doyurucu bir inceleme.

    Cevapla

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak .

Etiketler